HADİ GELİN ANI YAŞAYALIM!

23.08.2019 - 9:13
Yorum Yap
Dr. Tufan SOYDABAŞ

Dr. Tufan SOYDABAŞ

Jill Bolte Taylor nöroloji uzmanı bir doktor kendisi, yaklaşık 10 küsür sene önce kendisine gelen bir inmeyi bir iç görü darbesi olarak betimlendiriyor. Bunu uygulamalı olarak dinleyicilere anlatıyor.

Beynin sağ ve sol olarak iki yarım küresi olduğunu ve bunların aralarında takriben ‘Corpus Callosum’ adı verilen 300 milyon hücre ile birbirlerin bağlı olduklarını gerçek bir beyin üzerinde kadavradan elde edilmiş anlatıyor. Tabi seyirciler arasında olup da böyle bir reel referanslı bir sunumdan etkilenmemek mümkün değil. Bu girizgah neticesinde zira tüm seyirciler pür dikkat onu izlemek de çünkü bundan sonra anlatacaklarını merak ediyor. Miss Taylor başlangıç için istediğini elde ediyor. Başından geçenleri öykülendirmeye başlıyor: Bir sabah uyandığını rutin olarak kahvaltısını yapmadan evvel duşa girdiğini, duştan çıktıktan sonra bir den bire zaman mekan kavramını yitirdiğini, etrafında olup bitenlerin farkında olmakta ki yetisini kaybettiğini anlatıyor. İlaveten konuşmasının ve hareketlerinin yavaşladığını giderek azaldığını en sonunda kötü giden bir şeylerin geçte olsa farkında olup hemen harekete geçmesi gerektiğinden bir den hatırlayamadığı telefon numaralarını, masasındaki kartvizitlerden tanıdık birinin telefon numarasına ulaşıncaya kadar çalıştığını normalde belki de on beş saniyelik işi bir saat e yakın gayet yavaş bir şekilde yaptığını anlatıyor. En sonunda bir iş yerindeki bir arkadaşının telefonunu fark edip ona gayet ağırdan telefon ettiğini, karşısındakine yavaş muğlak bir şekilde anlatmaya çalışıp onun sesini vovuldama sesinde duyduğunu ve meramını tam anlatamasa da karşısındaki mesai arkadaşının nihayetinde kötü giden bir şeylerin farkında olup, onun evine ambulans çağırdığını ve çok şanslı bir insan olduğunu aktarıyor.

Sonunda hastaneye kaldırılıp beynin sol yarım tarafında büyük bir hematom olduğunu ve operasyon geçirdiğini, vücudunun tek tek yönettiği organlarına sözünü geçiremediğini vücudun etrafındaki şeylerden yalıtıldığını kozasından çıkan bir kelebek misali yavaş yavaş büyüdüğünü, her şeyin slow çekime bağlandığı, şu anki durumu neyse o ana odaklandığını ve garip bir mutluluk havası oluştuğunu, bizi ilgilendiren bu kadar çok dünya işlevlerinden yalıtıldığı için bu iç görüsel tebessümel mutluluğu yakaladığını ifade etmekte. Gayet etkileyici bir sunum. Şimdi beynimiz kabaca sol yarım küresi devamlı mütemadiyen bizlerle konuşur. Bu gün şu randevun var, Hasan bana neden öyle yan baktı? Ay sonunu getirebilecek misin? Elinde biraz para var borsaya yatır, Hmm şimdi eline koz geçti o adamdan öç al; Sevgilin sana ihanet etti sen bunu hak etmedin, sen de ona bir karşılık vermelisin; Şimdi duşa gir dişlerini fırçala; Bu gün yine hanımınla bundan dolayı kavga edeceksin vs...

Düşünsel süreçler silsilesi, hele hele kafaya bir şey takarsanız mesela borcunuz gibi, aşk acısı gibi bu artık bir anafor halini alır. Git geller, geçmişe dönüş anılarda seyahat tekrar günümüze geliş nerde hata yaptık soruları, işin içinden bir türlü çıkamayış ve bant tekrar geri sarar aynı şeyler mütemadiyen tekrarlanır. Tam anlamıyla yirmi dört saat hiç susmayan bir gevezedir. Allahtan sekiz saatlik bir uyku var orada bir nebze olsun susar.. Sağ yarım kürede bütün bunlarla hiç ilgisi yoktur o sadece anı yaşar. Onun için önemli olan bu andır. Şimdidir onun için ne geçmiş vardır ne de gelecek sadece o an vardır. Sahibinin o anın farkında olmasını sağlar.Tıpkı kim gibi yukarıdaki örnek de olduğu üzere Miss Taylor gibi ama onun ki gayri ihtiyari yani sol yarım küre hematomdan dolayı iflas etmiş o an ne keder ne üzüntü ilgilendiği bir şey yok içindeki geveze adam susuyor beyninin sağ yarı küresi baskınlaşıyor..O anki yalıtılmış halini sessizliğin mütebessim halini yaşıyor. Dan Millman’ın ''Dingin Savaşçı'' romanında Sokrates adındaki aydın kişi roman kahramanımızı eğitimsel bir süreçten geçirirken zihnimizde düşünsel boyutta o kadar çok çer çöp şeyler ve gereksiz şeyler düşündüğümüzden bahsederek şimdiki anı yaşamanın önemini çok önemli bir güç olduğunu vurguluyor. Roman kahramanımız nasıl? Sorusunu sorar ken bir den onu tuttuğu gibi köprüden nehre atıyor. Tabi düşerken çıkardığı ahhh sesi; Kahramanımız neden böyle yaptın sorusuna sana şimdiki anı yaşamanın deneysel boyutunu anlattım diyor. Nasıl diyince? Düşerken çıkardığı ahhh sesine vurgulama yapıyor..Ne kadar ilginç değil mi? Siz düşerken sadece düşme anına odaklanırsınız zihninizde o an hiç bir şey yoktur Ne arkadaşınızın size öfkesi? Ne çektiniz aşk acısı? Ne borçlarınız? Ne de geçim sıkıntınız. Beyninizin o an emirler veren geveze tarafı geçici olarak devre dışı kalmıştır. O anı yaşayan sağ taraf baskınlaşmıştır. O an gelecek geçmiş kaygısı yoktur. Hayat da işte böyledir önemsiz, gereksiz ve /veya gurur meselesi yaptığımız bir yığın gereksiz düşünsel silsileri önemsemeyecek kadar kısadır. Bir örnek daha verelim; Melek hanım park da oturmaktadır, o gün sevgilisinden ayrılmıştır, belki de ayrılmayı hiç istememiştir. Anılar silsilesini kafasında oluşturmuştur tıpkı bir film gibi, acaba şurada şöyle davranmamalı mıydım ki der? Yok yok o da şurada şunu yaptı, sonra zamanı bir daha geriye sarar tekrar düşünür veya onu ihanetleri aklına gelir hak etmediği muamele muhatap oldu aklına gelir. Belki de beni hiç sevmedi der aklınca; Oysa Melek hanım gerçekte şimdi ne yapmaktadır. Evet şu an ne yapmaktadır sadece parkta oturup kuşların şakıyan namelerini dinlemektedir.

Bir son bahar günün de parkın sararan yapraklarına, teker teker düşerken şiirsel tablosuna bakmaktadır. Bir de şimdiki zaman ı yaşar. O an ne acısı kalmıştır, ne gelecek kaygısı ne de geçmişin hüznü; Zira geçmiş geçmiştir. Bir önemi yoktur sadece yeri geldiğinde çıkarılacak dersler vardır. Gelecek de henüz gelmemiştir. Gelecek de insanı hangi sürprizlerin beklediği meçhul ve onu düşünmenin manası yoktur. Melek hanım şimdiki anı yaşamaktadır. O anın tadını çıkarmaktadır. Zira Melek Hanım şu an parktadır ne geçmişte ne gelecekte... Miss Taylor ve Melek hanım dan çıkarılacak çok şeyler vardır. İnsan bunu kendi kendine sürekli tatbik ederek şimdiki anı yaşayarak egemen bir güce dönüştüğünü hisseder. Geçmişin olumsuzluğu ve geleceğin kaygılarından uzaklaşabilir. Yani yetkiyi sağ beyin yarım kısmına vermek ve onu yetkinleştirmek lazımdır. Geveze tarafınız mütemadiyen ya gelecekten yana ya da geçmişten yana konuşur, ama onu dinlemez şimdiki anı yaşarsanız, spiritüel bir güç haline dönüşebilirsiniz.

Kendinize devamlı şu soruyu sorun!:

Saat kaç; Cevap= Şimdi Nerdesin? Cevap= Buradayım Sen nesin? Cevap= Bu andayım... Bunlar Şimdiki anda kalmak için sizin silahlarınızdır. Şimdiki an da yaşadığınız müddetçe sizi mütemadiyen meşgul eden borçlarınızdan, geçim derdinden, aşk acısından, yaşadığınız olumsuz polemiklerden, gelecek kaygısından bahseden, geveze tarafınızdan kurtulmak kuvvetle muhtemeldir..Ben bile acil nöbetlerime gelirken bir önceki gün de ertesi gün nöbet var diye o anımı hep nöbet öncesi günümü acaba nöbetler de ne başıma gelecek nelerle karşılaşacağım stresi ile geçirirdim. Oysa daha nöbet başlamamıştır ve ben beni neyin beklediğini bilmemekteyim dir. Oysa o günün tadını çıkarmak varken. İşte o an hep bu soruları sormuşumdur kendimi şimdiki ana sabitleyerek bu stresten kendimi kurtarmışımdır. Hep şimdiki zamanda bu anda kalmanız ve mutlulukları yakalamanız dileği ile sağlıcakla kalın…

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'da Paylaş

YORUM YAZIN