Gol pasları...

10.05.2019 - 10:00
Yorum Yap
Tufan SOYDABAŞ

Tufan SOYDABAŞ

“…Çocuklarımın bana dair hiçbir anısı olmayacağının farkındayım. Bir ressam olsaydım, onlar için resim yapardım. Bir müzisyen olsaydım, onlar için şarkı bestelerdim. Ama ben konuşmacıyım. Ben de konuştum. Çocuklarım için konuştum. Yaşamın güzelliğini ve her ne kadar benim için az kalmış olsa da, yaşamı ne kadar takdir ettiğimi anlattım. Dürüstlük, doğruluk, minnet ve el üstünde tuttuğum diğer değerler hakkında konuştum.”

            Yukarıda ki sözler, Randy Pausch’ a ait. Kendisi ABD li bilgisayar bilimleri profesörü. ‘2006 yılında kendisine pankreas kanseri teşhisi konuyor. Kemoterapy almaya başlıyor. Yeri gelmişken söyleyeyim, bu hastalık oldukça sinsi ve geç fark edilen bir hastalık. Çok yüksek ihtimal fark edilince iş, iş den geçmiş oluyor. Profesör, hastalıktan yakasını sıyırmayacağını anlayınca, o meşhur kitaplaşan son konuşmasını yapıyor. Kitabı ben 2008 yılında okumuş, hatta CD sini izlemiştim. Hatta dinleyenler arasında bizim meşhur Türk Doktoru, Mehmet ÖZ de vardı. Kitabın orijinal ismi, ‘’The Last Lecture" yani ‘Son Konuşma’’…Eğer okumadıysanız tavsiye edilir.

 

            Anlatmak istediğim, Profesörün hayata dair, şimdiye kadar ne varsa, o birikimlerinin verdiği, yeni bakış açılarını izleyicilerle paylaşması. İhmal ettiği veya öyle düşündüğü değerleri ortaya koyması ve ona dair önceliklerini dile getirmesi.

            Konuşmasından ilgi duyduğum ve önemsediğim, her biri kendi iç dünyamızı diri tutacak, bir manifesto niteliğinde olan cümlelerden bazılarını paylaşayım isterseniz;

 

-Kısaca içindeki eğlenceli ve meraklı çocuğu asla kaybetme. Ve kendine değil, başkalarına odaklan. Çünkü sadakat iki yönlü bir sokak. [Öğrencilerinin hemen hepsinin Randy'nin diğer projelerinde gönüllü çalışmak istemesi buna iyi bir örnek

 

-Doğruyu söyle. Her zaman, her koşulda. Ve içten ol. Samimiyetinden kimse kuşku duymasın,

 

-Başkalarına yardımcı olun. Aile, akıl hocalarımız ve arkadaşlarımız… Onlar, kendi rüyalarımızın gerçek olmasında bize yardımcı olanlar. Biz de başkalarına, kendi rüyalarını gerçekleştirmesine imkan sağlayabiliriz.

 

-İnsanların düşündükleri üzerine takıntılı olmayın.

-Gerçeği söyleyin, her zaman

-Kötü bir özür hiç özür dilememenizden daha iyidir,

– Bir şeyde çok iyi ol. O “şey” seni değerli kılacak.

 

 

       Yukarıda bahsedilenler, onun söylediklerinden, kısımlar halinde bir alıntı. Konuşmasını, yukarıda grizgahını yaptığımız cümleyle son veriyor. Burada, müzisyen değildim, onlar için bir beste yapsam; Ressam değildim onlar için bir resim yapsam; Ben bir konuşmacıyım ve ben kendim ve çocuklarım için, özellikle bir toplumun evrensel değerleri için, bu konuşmayı yaptım diyor. Ve o manidar konuşmasını yapıyor. 

        Kitabından hatırladığım kadarıyla, çocukların hayatı boyunca akıllarında kalacak, kendisi için bir süreç başlatıyor. O derece ailevi değerlerini öne çıkarıyor ki, hatta o minik çocuklarına, Süpermen kıyafetinde oyunlar oynadığını resimlerle de kitabında anlatmış. Tabi çocuklar büyüyünce, ilerde babalarının o son konuşmasında izleyince, hayretlerini, hayranlıklarını ve babalarıyla duydukları gururu elbette gizlemeyeceklerdir. Bir insan için, ardına baktığı zaman, sahip olduğu değerler ve hayata dair yaşadıklarıyla ne kadar dolu dolu ve manidar ve takdire şayan bir ömür geçirdiğini, gözler önüne sermekte. Tabiî ki, ailenin ve özelliklede çocukların böyle bir babayı ömür boyunca unutması mümkün değil. Bunlar hayatta, toplumda ve özelliklede toplumun nüvesi olan aile değerlerinde iz bırakan insanlar, ne mutlu?

        Belki, bizler bir profesör değiliz, bir ressam ya da şair veya müzisyen olma şansımız da yok; ama özellikle kendi değerlerimizi özellikle de çocuklarımıza hayatta verebileceğimiz, ve hatırlandığında iyi ki böyle bir annem ve babam var deme şansına sahip olabileceğimiz, hayatımızda nice enstantaneler oluşturabilme şansımız var. Diyeceksiniz ki, bizler anne babayız, tabiî ki her anne baba, çocuğunu şefkatle kuşatır, bağrına basar, onun temel ihtiyaçlarını karşılar, yani kısacası anne ve babalık yapar. Bu söylenenler elbette doğru, ama benim söylediğim bundan ziyade, çocuklarla aramızda unutulmayan enstantaneler oluşturmak. Tıpkı, yukarıda son aylarını yaşarken çocuklarla çocuk olup, Süpermen elbisesi giyen Randy Pausch gibi.

         Bende bu konuda bu enstantaneleri, hayatımda flaşing oluşturmuş sahneleri yani hatırlandığı zaman, bu düşünceme gülümsemeyle ve bana mutluluk verici duyguları yükleyen kadrajlarla dolu. Ve ben bunu, yaşamış şanslı aile çocuklarından biriyim. Çok şükür hem babamdan yana hem de annemden yana bu fotoğraf karelerine çokça sahibim. Hele bunlardan unutamadığım iki tanesi; Beyşehir de, ananemin ve dedemin yanında yaz tatilindeyim, henüz 9 yaşında bir çocuğum. Yaş günüm geldiğinde, o sıralar Konya’ da olan annem, 90 km lik bir mesafede olan, tatil yaptığım yere,  bir yolunu bulup yaş günü pastamı bana bir şekilde gönderiyor. Yanında, küçük bir notla ‘’seni seviyoruz, doğum günün kutlu olsun’’. Hatırladıkça mutlu olduğum unutamadığım bir fotoğraf karesidir hayatımda..

       Yine Üniversitedeyim, kız kardeşim evlenmek üzere, o sıralar çok sevdiğim Eskişehir de bir arkadaşımın yanına gitmeyi çok arzuladım. Babam memur olduğundan ve kız kardeşimde evlenmek üzere olduğundan, mali yönden bayağı dardayız. Gitmek istediğimi babama,  utana, sıkıla açtığımı hatırlıyorum. Sadece şansımı denemiştim. Babamın bunu söyledikten sonra, yüzündeki o hüzünlü hali hiç unutamıyorum. Bende zaten bu konuyu bir daha hiç açmadım. Ama her nedense, babam bir yerden borç bulup o sıkıntılı halinde, bana yol harçlığı verdiği o manzarayı ve evden ayrılırken gizlice ağladığım sahneleri, hiç unutamıyorum. Babam her halükarda da , kendi durumunu hiçe sayarak, çocuğumun içinde uhdesi kalmasın diye bir şekilde hüzünlüde olsa beni mutlu etmişti. Hayatımda ki bu kareyi hala hatırlarken bile mutlu oluyor, iyi ki böyle bir babam var diyebiliyorum. Ne mutlu bana..

        Uzun lafın kısası, evlatlarımıza verebileceğimiz, onun hayatı boyunca unutamayacağı fotoğraf karelerini vermek elimizde olan bir şey. Tabiî ki her anne yukarıda da bahsettiğim gibi, vermesi gerekeni veriyor. Bunlar hep hayatımızda oynadığımız maçın KISA PASLARI dır. Bunları dönüp arkaya baktığınız zaman, çoğu kez belki hatırlamazsınız. Ama kendi içimizde hayatımızın maçını oynarken ebeveynlerimizle olan GOL PASLARINI asla unutamazsınız. Bunlar hayatınızda, hep yer etmiştir çünkü. Onlara hayatınızda, vazgeçemediğiniz ve hatırladıkça mutlu olduğunuz fotoğraf kareleridir. Madem öyle, kendi evlatlarımızla olan ilişkilerimizde de, onların dönüp arkalarına baktıkları zaman, sıradanlıktan çıkarak GOL PASLARI ile dolu fotoğraf kareleriyle doldurmak elimizdedir. Tıpkı, Randy Pausch’un yaptığı gibi…Sağlıcakla kalın.

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'da Paylaş

YORUM YAZIN