Eğitim ve yaşadığı kimlik bunalımı

05.09.2019 - 9:58
Yorum Yap
Abdurrahman YILMAZ

Abdurrahman YILMAZ

“Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.” M. KEMAL ATATÜRK

Uzun süren bir tatil süreci sonrası 9 Eylül itibariyle 20019/2020 Eğitim-Öğretim yılına başlamış olacağız. Milli Eğitim Bakanlığı, 2019-2020 eğitim öğretim yılının çalışma takvimini de yayınladı.  Bu yıl itibariyle ara tatiller de ilk kez uygulanmaya başlayacak. Öğretmenler için süreç 2 Eylül'de başlayacak. 1, 5 ve 9'uncu sınıflar için ise uyum programları 5-6 Eylül'de gerçekleştirilecek. 18-22 Kasım 2019'da ilk ara tatil(Hafta sonu tatilleri ile birlikte 9 gün) gerçekleştirilecek. Yarıyıl tatili 20-31 Ocak 2020 tarihleri arasında (Hafta sonu tatilleri ile birlikte 16 gün) uygulanacaktır. İkinci yarıyıl eğitim-öğretim dönemi 3 Şubat 2020'de başlayacaktır. 6-10 Nisan 2020 tarihleri arasında ikinci ara tatil (Hafta sonu tatilleri ile birlikte 9 gün) verilecek ve 13 Nisan'da başlayacak ikinci dönemin ikinci yarısı ise 19 Haziran’da tamamlanarak 11 haftalık yaz tatiline girilecektir.

Eğitim; aslında kanayan ama nedense kanama nedenleri bilindiği halde pansumandan öte geçmeyen çözümlerin yapıldığı bir alan durumunda. Elbette ki eğitim bir adımla gerçekleştirilecek, düzene sokulacak bir olgu değildir. Eğitime ulusal kimlik kazandırma çalışmaları 19.yüzyılda Osmanlının son dönemlerinden itibaren başlatılmıştır. Cumhuriyet dönemiyle birlikte çağdaş, laik, ulusal, halkçı bir nitelikte modernize edilen ama maalesef bu saydıklarımızın pek de olmadığı bir eğitimden bahsediyoruz şimdilerde. Amacımız bir suçlu aramak değil elbette. Bu güne kadar atılmış yanlış adımlar ne ise onları tespit edip modern ve bilimsellikten taviz vermeden ulusal bir eğitim modelini uygulamak gerekmez mi?

İslamiyet öncesine bakıldığında Uygur devletimiz döneminde ilk modern eğitimin başladığını ve örgün eğitim için okul ve sınıfların kurulduğunu görmekteyiz. Türk İslam sentezi döneminde ise ilk hamleyi yapan devlet dünyaca ünlü âlim Farabi öncülüğünde Karahanlı Devletimiz olmuştur. İlk burslu öğrenci sistemini geliştirip ilk Türk üniversiteleri kurulmuştur.  Devamına baktığımızda Gazneliler, Selçuklular, Timur İmparatorluğu ve irili ufaklı diğer Türk devletlerimizde eğitimin taviz verilmeyen bir hedef olduğunu görmekteyiz.

Osmanlılar döneminde ise daha Orhan Bey dönemiyle birlikte başlayan yükseköğretim yani medrese yapımı artarak ve büyüyerek devam etmiştir. Fatihin inşa ettirdiği Sahnı Seman’ı bile günümüzde nefes almaya devam ediyor hem de Cumhuriyet tarihimizin ilk üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi adı ile. 

Osmanlı ne zaman eğitimden taviz vermeye, bilimden uzaklaşmaya başlamışsa o günden itibaren de kültürel yozlaşmanın ve birlik ruhunun da bozulmaya başladığını söylemek yanlış olmaz. Dolayısıyla eğitim içinde öğretimi de kapsayan bir bütündür.  Günümüze baktığımızda ise öğretim ön planda tutulmuş ve birleştiren değil de sanki ayrıştıran bir yöntemle eğitim yapmaya çalışıyoruz gibi. Öğrencilerimiz sınavdan sınava koşmaktan pek de eğitimle ilgilenemez olmuşlar. Aileler ise çocuklarını veryansın kamçılayarak onların başarı grafiğini artırma ve adeta çocuklarıyla şöhreti yakalama eğiliminde. Yeren ve kıran kıyaslamalardan tutun da hakaretlere varıncaya kadar yapılan davranışlarla büyüyen bir nesilden hangi alanda başarılı olmasını ve memleketini korumasını bekleyebilirsiniz ki?

Bireye değer vermeyen bir eğitim ile ona neyi öğretebiliriz ki? Yada öğretsek de içinde sevgiyi, şefkati, aklı,bilimi barındırmayan ezber odaklı bir öğrenme ile hangi keşfe imza atılabilir ki?

 

 

Şöyle bir durum değerlendirmesi yapalım;

-          İlkokul 1.sınıftan lise 12.sınıfa kadar matematik dersi verdiğimiz bir öğrenci sizce neden bir türlü bu matematiği sevip yapamamaktadır?

-          İlkokuldan üniversite dönemi dahil İngilizce dersi varken neden sokakta bir cümle kurmaktan aciz kalarak bir adres cümlesini dahi anlamaktan geriyiz?

-          Resmi dilimizin de dersini 12 yıl gördüğümüz halde neden anlam bozukluğunu gideremez, noktalama işaretlerini gereğince kullanamayız?

-          Neden onca yıl okuduğumuz halde toplumumuzda değer yargılarımız azalmaktadır?

-          Onca yıl yeni nesillere yön vermeye çalışan öğretmenlerimize duyulan saygı ve sevgi neden günden güne azalmaktadır?

-          Anne ve babaya yani aileye bile duyulan sevgi ile saygının sarsılmasında eğitim sistemi ne kadar etkilidir?

-          Kültürümüzde asırlardır varlığını koruyan “Devlet Baba”mıza ne oldu?

Bu sorulardan daha yüzlercesini sıralayabilirim. Milli Eğitim bakanlığımız farkında olmasa da içindeki “eğitim”kimlik bunalımı yaşamaktadır.  Güçlü bir Türkiye’ye içi boş eğitim sistemiyle varılamayacağı aşikardır.

 Amacımız hür ve bağımsız güçlü bir yarın ise bugünden eğitim şart diyerek tüm eğitimci arkadaşlarıma ve öğrencilerimize başarılı bir eğitim yılı geçirmelerini temenni ediyorum. 

Facebook'ta Paylaş Twitter'da Paylaş Google Plus'da Paylaş

YORUM YAZIN